• DOLAR
  • EURO
  • ALTIN
  • BIST
27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde tiyatro sanatçılarının sesine kulak verin!

27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde tiyatro sanatçılarının sesine kulak verin!

27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde tiyatrocular, tüm baskıya, sansüre, ekonomik sorunlara rağmen insanı, insanla, insanca anlatma mücadelesini sürdürmeye devam ediyor.

 

SERAP ATKAN- Tüm dünyayı saran Koronavirüs salgını nedeniyle bu yıl da 27 Mart Dünya Tiyatro Günü, sahnelerde, sokaklarda, piyeslerde ne yazık ki istenildiği gibi coşkulu kutlanmıyor. Tiyatronun insanları bir araya getirici gücünü kutlamak, seyirciyle daha iyi bir iletişim kurmak ve insanlar arasındaki anlayış ve barışı arttırmak için bir fırsat olarak görülen bu günde gelin tiyatro sanatçılarının sesine hep birlikte kulak verelim.

 

VECİHİ OFLUOĞLU- PANTOMİM SANATÇISI

Tiyatro tutkusunun yüreğimizde yeşermeye başladığı günlerde çocuk aklımızla sahne perdesini çok önemserdik. Olmazsa olmazdı sanki. Açılınca başlayan, kapanınca biten oyunlar ve tekrar açılmasını beklediğimiz heyecanlar. Her koşulda perdeler mutlaka açılmalıydı. Yine belki de o zamanlar düştü aklımıza tüm sanatlara ve sanatçılara duyarlı olma fikri. Kimse kimseye insan olmayı öğretmeye gerek duymazdı. Sizi bilemem ama tiyatronun o kaçınılmaz dünyası çoğumuzu insan kalma sınırları içine almıştı çünkü.

SANAT, YAŞAMA TUTUNMANIN  KÖPRÜSÜDÜR!

Tiyatrolarda zaman zaman yaşanan yasaklamalar ve sansürlerle sürdü perde açılmaları. Başkaları değil de yıllar içerisinde kimi sanatçı ve sanatçı dostu sandıklarımızın sanata ve sanatçıya duyarsız yaklaşımları daha çok acı verdi bizlere.

Şimdi ise bir yıldır bitmek bilmeyen bir olumsuz sürecin içine düştük. Çoğu sanatçı sanatlarını yaşatabilme uğraşlarının yanı sıra kendi yaşamlarını sürdürebilme savaşı veriyor. Sanata ve sanatçıya duyarsızlık, ilgisizlik kol geziyor ne yazık ki. Ama biz yine de her şeye karşın sanat yapma tutkumuzdan vazgeçmeyeceğiz. Görülen o ki sanatımızı her zaman olduğu gibi yine biz sanatçılar yaşatacağız.

Bu süreçte dayanışma beraberliğimizi sağlayabildik mi? Birbirimize yardımcı olabildik mi? İleride yapmadıklarımızdan ya da hatalarımızdan pişmanlık duyar mıyız? Keşke yapmasaydım der miyiz bilemiyorum.

HASRET KALDIK

Geçmişte çok umursamadığımız ama şimdi içinde “özledim” geçen ne çok cümle kurmaya başladık bu günlerde. İnsanların uygarca görüşebildikleri, konuşabildikleri ve sorunlarına çözüm aradıkları bir dünyaya öyle hasret kaldık ki. Keşke bu olumsuzluklar yaşanmasaydı. Perdeler kapanmasaydı. Açılabilseydi…

Umudumuzu yitirmeyelim ama. Sanat yaşama tutunmanın köprüsüdür çünkü.  Haydi, şimdi çıkalım hayallerimizin sahnesine ve sahne kokusunu duyarak oynayacağımız o günleri bekleyelim. Yüreğimizden geçecek alkışları duymaya çalışalım umutla. Sanat yok olmaz, yok edilemez ki!  Yine açılacak perdeler ve biz yine rol karakterlerimizi üstlenip hep beraber kol kola yürüyeceğiz 27 Mart kortejlerinde…

YÜCEL ERTEN- İzBBŞT GENEL SANAT YÖNETMENİ 

Bu yıl 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde İzmir’de olacağım. Şehir Tiyatrosunun hazırlıklarını yönlendirmek üzere. Dünya Tiyatro Gününü Sayın Başkan Tunç Soyer’in, İzmir Sanat’ta düzenleyeceği bir tanıtım toplantısı ile kutlayacağız. İzmir Şehir Tiyatrosu’nun kuruluşunu duyurmak, Genel Sanat Yönetmenini ve yarışmayla belirlenen logosunu tanıtmak amacıyla düzenlenen bir toplantı. Şehir Tiyatrolarına varan tarihsel süreç hakkında bir sunum ve logo yarışmasında finale kalan grafikler sergisi olacak. Tabii ki Dünya Tiyatro Günü bildirisi de okunacak. Kamuoyuna sade ve dikkatli bir kutlama anonsu yapılmış olacak.

İsterdim ki İzmir’de coşkuyla açılacak sınavlarımızdan, tasarılarımızdan, takvimimizden, çalışmalarımızdan söz edebileyim. Ama şimdilik ancak tadilat, yerleşim, teknik hazırlıklar gündemimizde. Şansımız yaver gider de pandemi ikliminde gereken yumuşama olursa; Mayıs-Haziran gibi sınavlarımızı yapıp kadromuzu oluşturmayı umut edebiliriz. Öyle ki sonbaharda da ilk oyunumuzla seyircimizi selâmlayabilelim.

KAYGILI GÜNLER SONA ERECEK

Gel gör ki genel olarak çok sancılı, sıkıntılı, üzüntü verici bir süreçteyiz. Yurttaşın işi, aşı, daha beteri canı, bir ateş çemberinde. Krizin iyi yönetildiğini söylemek zor, kayıplar durmak bilmiyor. Bu dar boğazda özellikle sosyal hiç bir güvencesi olmayan sanatçılar, tiyatrocular, maddî-manevî bir çöküntüye sürüklendi. Acı kayıplarımız oldu.Her şeye rağmen ya da her şeyi göze alıp, 40-50 kişiye de olsa tiyatro yapmak isteyenler var belki. Belki aynı şekilde önlemlerini alıp, oyun izlemek isteyenler de var. Ama bilimselliği tartışmalı yasaklar, ödenemeyen vergilerle faturalar buna engel. Ülke çapından bakarsak, hiç bu kadar acıklı bir ‘Dünya Tiyatro Günü’müz olmamıştı sanırım.

Tiyatroseverlere derim ki: Hiç kuşku yok, tiyatro ölmeyecek. Yerini bir başka şeye de bırakmayacak. Dikkat ve sabırla davranacağız. Elbet bu kaygılı günler sona erince; sahneden yükselen enerji, seyircinin zihninde ve gönlünde yeniden yankılanacak.

ORÇUN MASATÇI- TİYATRO SANATÇISI

Sessizliği hakim kılmaya çalıştıkları bu topraklardan, dünyanın her yerinde bir derdi olduğu için sahneye çıkan tüm meslektaşlarımıza rengarenk haykırıyoruz. Yaşasın sanat! Bugünleri yazanlar, sanatın dili bağlıydı yazamayacak. Tiranların ayak oyunlarına direnen insanların sanatla nasıl buluştuğunu yazacak. Ve bizler oynadığı oyundan ceza alanlar, kapatılan, dekor ve kostümleri yağmalananlar. Suratınıza bakacağız öyle mimiksiz. Siz bakışlarımızdan fırlayan, Polenlere, Çağdaşlara hesap vereceksiniz zihninizde. Evet bunalacak. Öyle çok uzak zamanda da değil çok yakında, göz açıp kapayıncaya kadar. İşte biz o gün sahnelerimizde en kahkahalı oyunlarımızı oynayacağız . Ve sonrasında oyunlarımızda sadece onlar olacak evet “onlar ki” ile başlayan mısralardaki onlar…


GİZEM YERİK-  DRAMATURG

Devlet mekanizması işlerliğini kazandığından bu yana sanat, türlü yöntemlerle etkisiz kılınmaya ve sanatçının sesi susturulmaya çalışılmıştır. Fakat insanlık tarihi kadar eski olan sanat, en karanlık, en baskıcı, en otoriter kuşatmalar altında dahi kaldırımda açan çiçek misali dış kabuğunu çatlatmış ve sözünü hem üretmeye hem de çoğaltmaya devam etmiştir. Mevcut düzen bugün de farklı değil. Bir yılı aşkın süredir, pandemi kapatmasında tiyatrolar ve tiyatrocular yok sayılıyor; sanata ve sanatçıya ilişkin etkin, sürdürülebilir politikalar geliştirilmiyor. Tüm bunlara karşın herkes müsterih olsun; biliyoruz ki rejimler, sistemler, iktidarlar değişir -değişecek- ve fakat Prometheus’un yaktığı o ilk ateş, çağlar boyunca karanlığı aydınlatmaya, küllerini yarınlara savurmaya devam edecek. Günümüz kutlu olsun.

NAZLI MASATÇI- İZMİR HALK TİYATROSU

Yaşadığımız çağın şahidiyiz. Yaşatılanların, perdenin önündekiler olarak, senaryonun nasıl şekilleneceğini tahmin edebiliyoruz. Foucault’nun altını çizdiği Avrupa’daki büyük kapatılmadan sonra ne olduysa yine olacaktır. Bu sefer sanatta ve hayatın her alanında bu dev dalgayı yakalamak önemlidir. Aydınlığı görmeye yakın alabalıklar gibi üstüne yüzüyoruz karanlığın. Ayakta, gözlerimiz seyircilerimizin gözlerinin içine bakarak haykırıyoruz; “biz buradayız. Ve söz, bizlerin elleri birleşene dek kapatmayacağız perdeyi.”

LEVENT ÜZÜMCÜ- TİYATO SANATÇISI

Günümüzde zaman çok hızlı akıyor ve maalesef insanın, zamanı kendi yaşam süresiyle algılama eğiliminden dolayı bir-iki yıl bize ortalama yaşam süreleri düşünüldüğünde çok uzun bir süreymiş gibi geliyor. İnsanlar -ister istemez- bugünün gerçekliği ve sürati üzerinden hayatı anlamaya ve bütün hayatlarını şekillendirmeye çalışıyorlar. Kapitalist sistem hız üzerine, tüketim kültürü üzerine kurulu olduğu için zaman algısı da ister istemez değişti. “Zaman paradır” sözü de bunun en büyük kanıtlarından biri. Günümüz dünyasında bu söz her ne kadar geçerliymiş görünse de, “bugün” dediğimiz şey gelip geçicidir ve yakalanması parayla sağlanabilecek bir şey de değildir. Görülüyor ki, geçtiğimiz yıl ve belki de büyük ihtimalle bir kaç yıl daha dünyanın en eski sanatlarından biri olan tiyatro ve emekçileri zor zamanlar geçirecekler.

SANAT UZUN, HAYAT KISA

Biz insanlar yukarıda anlatmaya çalıştığım nedenler ve alışkanlıklarımız nedeniyle, her şey bir an önce çözüme ulaşsın ve bu hastalık bitsin istiyoruz. Emin olun, geçecek; tıpkı bizim kısacık ömrümüzde olduğu gibi, bugünler gelip geçecek, geriye buruk bir anı kalacak sadece. Bence en etkili direniş bu şartlarda sanatsal üretimin yollarını aramaktan geçer. Sanat uzun, hayat kısa. Sevgiler.

BAHADIR YÜKSEKŞAN- TİYATRO SALT

Hepimizin bildiği üzere, pandemi kaynaklı olarak geçtiğimiz yıl canlı performans sanatları hemen hemen tamamen durdu. Önümüzdeki sürecin de neler getireceğini ve ne kadar süreceğini öngörmek mümkün değil. Bu süreçte, Tiyatro sektörü olarak yaşadığımız varoluş mücadelelerine rağmen pek çok özel sahne kapandı, pek çok sanatçı gerçek anlamda yaşam mücadelesi verdi ve vermekte. Süreç içinde pek çok sanat grubu ve sanatçı ,haklı olarak  dijital tiyatro , online gösterimler gibi  “cansız” performans alternatifleri yaratmaya çalıştı.

TİYATRO CANLI CANLI VAR OLACAK

Dionysos şenliklerinden bu yana varolan tiyatro canlıdır. Doğanın, savaşların, siyasetlerin ve benzeri her türlü etkiye rağmen o hep canlı kalmıştır. Şekil ve form değiştirse de malzemesi insandır. İyi insan olmak, görmek, bilmek, umut etmek ve ilerlemek için hep canlı bir ayna , canlı   bir lokomotif olmuştur.

Umut ediyorum ki, yenidünyanın ve teknolojinin alternatiflerinden destek alınsa da, tiyatro yine canlı canlı var olacak.

Seyirci, sanatçı ve sahne birlikteliğimize en kısa zamanda  kavuşmak dileğiyle… Dünya Tiyatro Günü Kutlu olsun…

SERKAN KOÇAK- İZMİR HALK TİYATROSU

Bugün “27 Mart Dünya Tiyatro Günü” bugünü sahnelerde sokaklarda kutlanmak gerekirken içinde yaşadığımız pandemi sürecinde oyunlarımızın dijital sergilemek zorunda kaldığımız bir dönemden geçiyoruz. Bu virüsün “Sanat”la bulaştığını düşünenlerin bilmeleri gereken bir şey vardır ki, Sanat’ın tek bulaşıcı yanı insanı düşünmeye ve sorgulamaya yöneltmesi, özgürleştirmesidir. Tiyatronun bu değiştirici gücünden korkanlar, bugün sahneleri kapatanlar ve oyunları yasaklayanlardır.

Tiyatro canlıdır. Sahnedeki oyuncu ve koltukta oturan seyirci birbirinin aynasıdır. Tiyatro kişiye, hayata dokunur ama geçtiğimiz bu bir yıl içinde fiziksel temasın yasaklanması insanları ruhen de birbirinden ayırdı. Herkes kendi kabuğuna çekildi ve kendi içinde yaşamaya başladı. Sanat üreticileri bir şekilde hem hayatta kalabilmek için hem de kendilerini yeniden hatırlatmak için üretmeye devam ettiler ama imkânlar sınırlıydı.

BUGÜNLERİ BİRLİKTE ATLATACAĞIZ

Sahnede seyirciyle göz göze geldiğimiz, beraber ağlayıp, beraber güldüğümüz; o dördüncü yıktığımız yerde şimdi camdan bir duvar var, orda olduğunu biliyoruz/burada olduğumuzu biliyorsun ama birbirimizi ne görebiliyoruz ne de duyabiliyoruz. Biz boş koltuklara oyun oynarken sen evinde dizi/film izler gibi durdurup başa alıyorsun sonra birden sıkılıp kapatıyorsun. Ama bu senin suçun değil, bu pandemide o kadar çok derdin vardı ki çözüme ulaşmayan tiyatro bir ihtiyaçtan ziyade hep bir lüks olarak kaldı senin için. Bugünler geçecek ve yine birlikte atlatacağız, merak etme. Biz yine en çok ihtiyaç duyduğun anda, sahnede/sokakta yanında olacağız, yine birbirimizin gözlerine bakacağız ve birlikte gülüp birlikte ağlayacağız.

“Zaten aktör dediğin nedir ki? Oynarken varızdır, yok olunca da sesimiz bu boş kubbede bir hoş seda olarak kalır. Bir zaman sonra da unutulur gider…

Artık kendimiz yoğuz. Seyircilerimiz de kalmadı. Ama repliklerimiz fısıldaşır dururlar sabaha kadar. Gün ağarır, temizleyiciler gelir, replikler yerlerine kaçışır… Perde !” Tomas Fasulyeciyan

CENK DOST VERDİ- YOLCU TİYATROSU

Dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi hatta belki daha bir acele ile ülkemizde de tiyatrolar tekrar ne zaman açılır bilinmez bir tarihe kadar kapatıldı.  Ve bizler, tiyatro sanatçıları bir yandan pandemi bahanesiyle dayatılan, halkı ve işçi/emekçi sınıfını hiçe sayan, fakat siyasal iktidar yanlısı sermayeyi kollayan “yeni normal”i kavramaya çalışırken ilk zamanlar hayatta kalabilmek sonralarda ise üretmeye olan tutkumuza yenik düşüp tiyatro yapabilmenin değişik yollarını aramak zorunda kaldık ya da zorunda bırakıldık.

İNSANIN YAŞAMAYA OLAN GAYRETİ TİYATRONUN TEMİNATIDIR

Fakat görünen o ki bu salgın yalınızca insan hayatına değil, yarattığı koşullar itibariyle de toplumun en temel, en kadim ihtiyacına: bir aradalığımıza saldırıyor.  Hem de tiyatronun olmazsa olmazı; bir aradalığımıza. Bu koşulda şunu görmüş olduk ki tiyatro yaşam kadar gerçek olmasının yanı sıra yaşamın kendisi kadar da kırılgan, hatta durabilir bir sanatmış. Hem canlılık (o andalık),  hem birliktelik tiyatroyu var eden asal unsurlarken şimdilik bundan yoksun bir 27 Mart Dünya Tiyatro Günü kapımızı çaldı.

Dilerim bu 27 Mart’ta, mevcut durumun bize tiyatro ve emekçilerine daha iyi bir gelecek inşa etmek ve tüm atıl yapıları derinden sarsıp, sanatın diğer tüm dallarını da kapsayan, fırsat eşitliğini önceleyen modeli kurgulamak ve kabul ettirmek için bir fırsat sunduğunu keşfederiz. Çünkü ben umut etmek adına biraz sonramıza bakınca tiyatro için önemli olanın ne o binalar, ne o ünlüler, ne de o sanatın s sinden alamayan bürokratlar olmadığını görüp kendime şunu söylüyorum; ben hala yaşıyorsam tiyatro da elbet benle yaşıyor. Her yerde.  İnsanın yaşamaya olan gayreti tiyatronun teminatıdır.

Tüm sanatçı meslektaşlarımı ve tiyatro emekçilerini Dünya Tiyatro Günü’nü vesilesiyle, yine tiyatronun geleceği adına en provakatif teatral hayallerimle selamlıyorum.

ERKAN KOCAMAN – TİYATRO MAHAL

Bir tiyatro emekçisi – öğrencisi – seyircisi olarak; 27 Mart’ı tiyatro salonunda coşkuyla kutlamak paha biçilemez. Dünya Tiyatro Günü, tiyatronun hak ettiği değeri gördüğü neredeyse tek gün. Bir yıldır evlerimize kapandık; ancak ‘’hazıra dağ dayanmadığını’’ anladık diye düşünüyorum yani üretilenin çok çabuk tüketildiğini ve önemini anladık bence. Bu günler geçtikten sonra da seyircilerimizin yeni üretimlerimizde bizleri yalnız bırakmamasını, beraberken bütün ve çok güzel olduğumuzu söyleyebilirim. Her oyunun 27 Mart coşkusuyla sergilendiği, izlendiği günlerin geleceğini umarak bizleri yalnız bırakmamalarını dilerim. Dünya Tiyatro Günü Kutlu olsun!

KAMER YILDIZ OK- TİYATRO KALEMİ

27 Mart Dünya Tiyatro günü dendiğinde;

Sahnelerimizin önünden hızlı adımlarla geçen yaşamlar… Yitirilmiş, unutulmuş, kaybedilmiş düşlerin adsız kahramanları… Yaşamları; cümleleriyle yönetmenin zihninde, tasarımcıların düşlerinde, oyuncuların bedenlerinde var eden yazarlarımız. Elleri kalem tutmaktan boyalı asistanlarımız, kedi merdivenlerinden kuş bakışı bizleri izleyen ışıkçılarımız, coşkuyla tüm yaratımımızı aktırdığımız duvarları, sosyal medyayı kaplayan afişlerimizin bilgisayar önü yaratıcıları… Yağmur çamur demeden bizleri taşıyan dekor arabalarımızın sürücüleri, bir kamyonetin kasasına sığan kahkahalar, dedikodular… “Kaç bilet satıldı” diye aşındırdığımız gişecilerimiz, yanımızda olan tiyatrocu dostlar. Günleri, geceleri devirdiğimiz prova günleri ve o günlere sığan tüm karakterler, sığındığımız kahramanlarımız…

Hepimiz tek bir şeyi bekliyoruz; coşkuyla her daim seyircilerimizin karşısına çıkıp tüm gidenlerimizin de ışığıyla selamımızı vermek için…

O gün pandemiye rağmen sahnede olacak tüm tiyatro dostlarımızı Tiyatro Kalemi ekibi olarak saygıyla selamlıyoruz.  Tiyatro tanrıları hep ardımızda olsun…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM
antika alanlar
antika alan yerler
gümüş alan yerler
el yazması kuran alan yerler