Tiyatro Gazetesi

HABERLER

BLM. UZM. ÖZLEM GÖKBULUT İLE ÇOCUK TİYATROSU

BLM. UZM. ÖZLEM GÖKBULUT İLE ÇOCUK TİYATROSU

VE OKULLARDAKİ YILSONU GÖSTERİLERİ ÜZERİNE


Merhaba Özlem Hocam, Çocuk tiyatrosu ve yılsonu gösterileri üzerine konuşacağız. Ama önce sizi kısaca tanıyalım.
 
Merhaba! Öncelikle soruna dönüşen bu iki konuya yer verdiğiniz için çok teşekkür ederim. 26 yıl önce Gazi Üniversitesi Çocuk Gelişimi ve Okulöncesi Öğretmenliğinden mezun olup aşkla çocuklarla birlikte olmaya devam eden bir eğitimciyim.   Çocuklarla öğrenme sürecini nitelikli geçirmenin yollarını ararken 18 yıl önce dramayla tanıştım. Çağdaş Drama Derneğinin Yaratıcı Drama Liderliği Kursu ardından Ankara Üniversitesi Yaratıcı Drama Yüksek Lisans Programı derken drama ikinci uzmanlık alanım oldu. 16 yıldır MEB’e bağlı bir bağımsız anaokulunda okul müdürlüğü yapıyor, yaratıcı drama ve okulöncesi başta olmak üzere eğitime dair konularda her yaştan bireyle öğrenme serüvenine devam ediyorum. En iyi ifade aracının sanat ve oyun, en iyi öğretmenin doğa olduğuna inanıyor ve bu anlayışla yaşamımı sürdürmeye çabalıyorum.
 
Çocukların tiyatro izlemesinin çocuklara ne gibi katkıları olmaktadır?
 
Çocukların izlediği tiyatro nitelikli bir çocuk tiyatrosu ise katkıları sayılamayacak kadar çoktur. Okulöncesi dönemde çocukların en önemli öğrenme yollarından birisi taklitle bir başka ifadesiyle rol model aldığı bireylerin davranışlarından öğrenmektir. Çocuk, tiyatronun kurgusu içine girdiğinde oyuncuları model alacak, onların üstlendiği rolden bakarak hayatı anlamlandıracaktır. Anlamlandırma hem yaşam becerileri hem de sanatı alımlama açısından oldukça önemli bir kazanımdır. Yine bir başka öğrenme yolu olan gözlem yoluyla, oyunun içeriğine bağlı olarak kelime dağarcığının gelişmesi başta olmak üzere duygu ve düşüncelerini ifade etme gibi dil becerileri gelişecektir. Odaklanma, dikkat, dinleme sürecin doğalında gelişen kazanımlardır. Çocukların oyunu anlama çabası neden sonuç ilişkisi kurarak eleştirel düşünme becerisinin temellerini oluşturacaktır. Tüm bunların yanı sıra arkadaşlarıyla birlikte izlediği, sorguladığı, güldüğü, eğlendiği, öğrendiği bir sanatsal aktivite içinde yer alması sosyal beceri açısından çok kıymetlidir. Oyunda ele alınan konular sayesinde farklı durumlara yeni bakış açılarıyla bakma olanağı olacaktır. Tiyatro izleme deneyimi artıkça sözünü ettiğimiz beceri ve kazanımlar sayesinde sanata ilgisi artacak, estetik algısı oluşacaktır. Tüm bunlar “birey” olması beklenen çocuklar için çok çok önemli yetkinliklerdir.
 
Çocuklar için tiyatro oyunları hazırlayan gruplara “nitelikli çocuk tiyatrosu “için nasıl önerilerde bulunmak istersiniz.
 
Çocuk tiyatrosu yapan grupların öncelikle tartışmasız çocukların gelişim özelliklerine hâkim olmaları gerekir. Çocukların algı ve duyularının yetişkinlerden çok daha açık ve hızlı olduğunu, estetik gelişimin bu yaşlarda başladığı bilgisi akıllarında hep olmalı. Ardından “çocuk” kavramı onlarda nasıl karşılık buluyor? Bu soruya içtenlikle yanıt vermeliler. Çocuk saf, ne yaparlarsa kabul edecek bir izleyici mi? Çocuk anlama becerisi zayıf, anlamlandırma becerisi hiç olmayan bir izleyici mi? Hayal gücü ve imgelemi gelişmiş ancak bilişsel açıdan çok şey öğrenmesi gereken sürekli mesaj alması gereken bir izleyici mi?  Çocuk izleyici mi? Yoksa üzerlerinden para kazanmak için araçsallaştırılmış bir öğe mi? Şeytanın avukatlığını yapan bu sorulara evet yanıtı vererek, daha da kötüsü  bunlara hiç kafa yormayarak çocuklarla buluşan çok fazla grup var ne yazık ki. Çocuklar anlamıyormuş gibi büyük ve abartılı oyunculuklar, gelişimini tamamlayamamış gibi konuşmalar, devinimler, çocukların sadece evet ya da hayır demelerini interaktif tiyatro diye tanımlamalar, sürekli çocuklarını gülmelerini sağlayacak eylemler… Yaygın olarak görülen bu biçimdeki çocuk tiyatrosunun çocuklara haksızlık hatta saygısızlık olduğunu düşünüyorum. Buradan yola çıkarak çocuk tiyatrosu yapanların özellikle teknolojinin hayatımızın orta yerine girmesiyle pek çok uyarıcı ile karşılaşan günümüz çocuklarının ilgilerinin değiştiğini rakiplerinin teknolojik oyunlar olduğunu bilmeli ve ona uygun davranmalıdır. Onların karşısına; bu bilgilerle nitelikli oyunlar ve yetişkinlere oynadıkları gibi oyunculuklarla çıkmalıdır. Tiyatrocular (Metin yazarı, yönetmen, oyuncu, müzikçi, ışıkçı, kostümcü vd.) niteliksiz işlerden çocukların nasıl etkileneceği hesaplamak,  eğitsel, sanatsal, estetik kaygıları taşımak zorundadır.  Hepsinden önemlisi, geleceğin seyirci belki tiyatrocusu olacak çocukların tiyatro ile ilişkisinin sağlıklı başlaması için vicdanları hep devrede olmalıdır. Üzülerek söylüyorum;  çocuk tiyatrosu “çocuklar” dışında tüm tarafların yani tiyatrocuların, eğitimcilerin ve ebeveynlerin olumsuz katkılarıyla ülkemizde yapılan birçok iş gibi nicel bakış açısıyla sürüp giden, özensizliğin meşrulaştığı bir gelenek haline dönüşmeye başladı. En temel önerim çocuk tiyatrosunu yaratıcı drama, okulöncesi, psikoloji, tiyatro gibi alanların uzmanları ile disiplinlerarası bir üretime dönüştürmeleridir.      Nitelikli yapıldığında, seyirci yaş grubu açısından alt sınırını belirlemek yeterli olur ve izlemek her yaştan seyirciye haz verir. Çocuk tiyatrosunu çocuklarda eleştirel bakış ve yaşadıkları dünyaya dair farkındalık kazanabilecekleri bir çizgiye taşımak için tiyatro pedagojisi yetkinleşmelerini öneririm
 
.
Peki, çocuk tiyatrosundaki bu özellikleri öğretmenler ve veliler nasıl fark edecek sizce onlar ne yapmalı?
 
Çocukların nitelikli tiyatro ile buluşmaları konusunda sorumluluk sahibi olan öğretmen ve velilerin yapacaklarını ayrı ayrı ele alalım.  Öncelikle öğretmenler nitelikli çocuk tiyatrosu nasıl olmalı sorusuna yanıt verecek donanımda olmak için çaba harcamalıdır.  Nitelikli çocuk tiyatrosu ölçütlerini belirleyebilmek için alan yazınına hakim olmak, okumaları yapmak ve alan uzmanlarından görüş almak gerekir. Bir başka yol ise bolca oyun izlemek, oyunları eleştirel bakış açısı ile değerlendirmek ve karşılaştırarak öğrenebilmek için dağarcığı geliştirmektir. Öğretmenlerin iş edinerek çocuk tiyatrosuna hatta tiyatroya gitmedikleri dolayısıyla seçim konusunda rafine algılarının oluşamadığı gözlemlerim arasındadır.    
Bir diğer sorumlu taraf çocuklar adına izlenecek oyunları seçen, tiyatroya götüren anne babalardır. Tiyatro izlemeyi bir sanatsal etkinlik gibi görmekten çok boş vakit aktivitesi olarak gördüğünden seçici davranmıyorlar.  Genellikle oyundan sonra eleştirel bakış açısını ortaya koyacak herhangi bir hamle yapmıyorlar. Çocuğunun iyi bir sanat alımlayıcısı olma konusunda altın çağda olduğunun ve bu zamanların boşa akıp gittiğinin farkında değiller.  Çocuğun gelişimine çok önemli bir katkısı olan çocuk tiyatrosu gibi önemli bir alan yanlış seçimler ve özensiz buluşmalar nedeniyle harcanıp gidiyor. . Anne babalar çocukları tiyatroya götürmeden önce yönetmeni, oyuncuları, senaristi kimdir? Teması nedir? gibi soruları tiyatro ekibine yöneltirse hem doğru seçim yapma konusunda bilgi toplamış hem de ekiplere “değerli” olduklarını hissettirmiş, ekip içinde her bir rolün önemli olduğunu fark ettirmiş olurlar.  
 
Yılsonu gösterileri ile ilgili başka ülkelerde (İnternete Preschool Performance yazınca yüzlerce örnek uygulama görmek mümkün) de bize çok benzer örnekler görüyoruz. Kostüm giydirilmiş, cümle ezberletilmiş, sıraya girmesi için çekiştirilen çocuklar. Bu gösteriler ile ilgili neler düşünüyorsunuz? 
 
Günlük dille ifade etmem gerekirse bam telime bastınız diyebilirim. Ön sözümde son sözümde “Erken çocukluk döneminde gösterilere hayır!” Bu konuda dilim döndüğünce, gücüm yettiğince gösteri yapılmaması gerektiğini  her yerde anlatıyor, mücadele ediyor, misyoner gibi çalışıyorum.  Çocuk tiyatrosunda olduğu gibi gösterilere ilişkin de tüm bileşenleri ile değerlendirmek isterim.
Çocuk açısından ele aldığımızda; topluluk önünde sahneye çıkma, kendini ifade etme, ekip ruhu kazanma gibi kazanımlar olduğu söylenir eğitimciler tarafından. Ancak popüler kültürün yoğun etkisi altında mesela bu sene erik dalı ya da İzmir marşı moda;  öğretmen tarafından belirlenen performansa dair çocuğa hiç söz hakkı verilmez. Çocuğun yapması gereken ezberlemek ya da yapılan devinimi/dansı taklit etmektir. Bir çocuk için aylarca süren bu tekrarların ne kadar sıkıcı olduğunu tahmin etmek hiç zor olmasa gerek. Sıkıcı geçen bu süreci yönetebilmek için eğitimciler ödül ve ödül ve ceza üzerinden yapılandıran bir yaklaşımı devreye sokar ve çocuklar için zulüm başlar. Bu sadece hazırlık süreci. Sahne almaya geldiğinde genellikle rolünü ya da sorumluluğunu unutan ya da eksik yapan en az bir çocuk hep söz konusudur.  Yetişkinler için çok sempatik hatta komik olan bu durum çocukta aynı etkiyi yaratmaz ve komik duruma düştüğü için utanır, kendini çok kötü hisseder.  Sözde kişilik gelişimini desteklemek için yapılan gösteri çocuğu travmatize bile edebilir. Kazanımlar şurda dursun zarar vermeye başlar gösteriler.
 
Öğretmen açısından kendini gösterme ve onanma fırsatına dönen bu gösterilerde en iyiyi (!) hazırlamak, meslektaşlarıyla olan rekabet ve diğer koşullarda devreye girince odak kayar gider. Geçenlerde Facebookta yaklaşık 150bin üyesi olan bir bir okulöncesi grubunda  “23 Nisan’da çocuklara Afrin’le ilgili bir şey yaptırt(!)tacağım. Önerisi olan var mı?” diye bir ileti okudum. Çok fazla şey anlatıyor, çok düşünmemizi gerektiriyor; sayısı çokça olan ve çocuğu edilgen kılan bu iletiler ve bu bakış açısı.  Çocukların ilgi ihtiyaç ve istekleri, gelişim özellikleri unutuluyor, özne olması gereken çocuk hızlıca nesneye dönüşüyor. Aynı tutum okullara dışarıdan gelen drama, müzik, dans ve tiyatro eğitmenlerinde de gözlemleniyor. Alanlarında aldıkları eğitim ve yetkinlikleri tartışmaya açık olan eğitmenler genellikle haftada bir gün bir ders saati sınırlılığında çocuklarla birlikte oluyor, öğrenci başı ücretle birlikte gösteriye hazırlanmak bir rant alanına dönüşüyor.  Henüz ülkemizde öğretmenlik olarak tanımı yapılmayan drama başta olmak üzere birçok alanın kirlenmesine neden oluyor. Bir dönem etkinliğini yapıp ikinci dönem gösteriye hazırlanmak ders planı yapma zorunluluğunu ortadan kaldırdığı için gayet pratik oluyor ve birkaç yıldan sonra biriken gösteri dağarcığı ile düşünmeye bile gerek kalmadan gösteri hazırlanabiliyor. Erken çocukluk döneminde “sonuç değil süreç önemlidir“ gerçeği işlerliği kaybediyor.  
Okul yönetimi açısından ise; okul müdürünün okul aile işbirliğine, veli katılımı konularında farklı yöntemleri bilmemesi ya da tercih etmemesi, gösteri ve yan sanayisi(!) üzerinden okula maddi kaynak yaratabilmesi, sanat eğitimi konusunda yetersiz bilgisi, velinin isteklerine boyun eğmesi ve gerçekten çocuk merkezli bakış açısının olmaması nedeniyle gösteriler kurum kültürünü önemli bir öğesi olarak yer alıyor.
Veliler açısından bakıldığında, çocuğunun yaptığı her şey kendisine muhteşem gelen anne baba; sahnede gördüğünü yaşam başarısı gibi algılıyor.   Çocuğun sanatsal ve estetik gelişimi konusunda yeterli bilgiye sahip olmaması okuldan beklentisini sığ bir biçimselliğe taşıyor. Fotoğraf, video çekmekten ve aynı anda çekimlerini sosyal medyaya servis etmekten gösteriyi nitelikli biçimde izleyemiyor bile. Bu durumda çocuğun bireysel ve gelişim özellikleri, öğrenme stilleri, kendisiyle barışık olması özetle “birey” olması hayal oluyor.  Özet olarak içeriği, nedeni ne olursa olsun dengesi kurulamadığından, tek bir çocuk bile olsa çocukların olumsuz etkilenme ihtimalinin yüksek olmasından erken çocukluk döneminden gösteriye hayır diyorum.
 
Okul öncesi yöneticiliği ve yaratıcı drama öğretmenliğinde çok önemli bir deneyime sahip birine soruyu tersten sormak isterim. Yılsonu gösterilerinin hiç mi yararı yok?
 
Az öncede ifade ettim elbette topluluk önünde sahneye çıkma, kendini ifade etme, ekip ruhu, müziğe göre hareket etme, göz el ayak koordinasyonu, sosyal beceri gibi kazanımları var.  Ancak gösteriler çocuklara bir şey kazandırmaktan öte  bir rant alanı, bir şov alanı,  yaşam başarısı ve gurur kaynağı gibi görüldüğü sürece o kazanımlar ikinci planda kalıyor. Kültürel kodlamamızda özdenetim olmayınca çocuklara mutsuz etmeden,  zarar vermeden bu işi yapmak olanaklı olmuyor. Gösteri yapılacak zamanın adı genellikle “Bayram” oluyor; 29 Ekim, 23 Nisan, Okuma Bayramı vb. Çocuklar aylarca hazırlanıyorlar, tekrar… prova…, tekrar…. prova, prova… Eğlenen değil eğlendiren oluyorlar yani bayram onlara değil izleyenlere geliyor.  Ayrıca gösterilerden kazanacakları kazanımlara ulaşabilecekleri o kadar farklı etkinlik ve öğrenme ortamı var ki… Hem de çocukların eğlenerek, ilgilerine göre seçerek,  birbirinden öğrenerek katılabilecekleri… Hak ettikleri bu eğlenerek öğrenme biçimini onlara sunmamak ve onları gösteriye itmek çocuk istismarıdır diye düşünüyorum. 
Sizin ayrıca eklemek istediğiniz bir şeyler var mı?
Çocuklara dair fark ettiğimiz her şeye dair sorumlu olduğumuzu düşünüyorum. Sizin de aynı sorumluluk ve duyarlılıkla konuyu gündeme taşımanızdan çok memnuniyet duydum. Ancak daha çok çalışmalı,  daha çok anlatmalıyız. Özelikle de anne babalara. Okulların en temel gerekçesi “veliler istiyor” oluyor. Veliler istemezse…  Son olarak baskın kültür çocuğu merkeze alan, onu duyan ve gören bir kültür olursa gösteri yapma kültürünü ortadan kaldırırız diye umutluyum.
 
Çok keyifli ve verimli bir sohbetti. Bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz.
 
Ben teşekkür ederimJ
 
Cevdet Bayram